Powered by ZigaForm version 2.9.6

YENİ YILDA SEVGİ VE AŞKA DAİR DÜŞÜNCE VE HİSSETTİKLERİM

Sevgili….

Sevmek, yalnızca sevgiden oluşmuyor!

Bir altın madeninin duvarından kopardığımız bir parçanın içinde altınla birlikte nasıl taş, çakıl, çamur buluyorsanız, sevmek dediğinizde de sevginin yanında sevgiye benzemeyen birçok duyguyu buluyorsunuz. Gülün dikensiz olmadığı gibi sevgide sadece sevmekten ibaret değildir.

Sevmek, yalnızca sevgiden ibaret olsaydı, sevdiğimizin mutluluğunu ister, onun mutluluğundan mutlu olurduk ama biz sevdiğimizin mutlu olmasını değil, sevdiğimizin veya hoşlandığımız insanın sadece “bizimle mutlu olmasını” istiyoruz.

“Bizimle” sözcüğü altının yanındaki çakılın ta kendisi.

Sevdiğimiz kadın bir başkasıyla mutlu olduğunda mutsuz oluyoruz, sevdiğimiz bir başkasıyla güldüğünde ağlıyoruz, sevdiğimiz bir başkasıyla seviştiğinde yaralanıyor, huzursuz ve dünyanın en mutsuz insanı oluyoruz…

Sevmek, sevdiğimiz “bizimle” mutlu olduğunda, bizi başkalarına tercih ettiğinde sevgiye benziyor ama sevdiğimiz bir başkasıyla mutlu olmayı tercih ettiğinde, bizi terk ettiğinde sevmek sevgisizliği hatta düşmanlığı andırıyor. Uğruna ölürüm dediğimiz insanı öldürecek kadar kin ve öfke duyuyoruz. Terk edilmeyi veya sevdiğimiz insanın tercihlerini kabul edemiyoruz…

Sevmek, ancak “bizimle” şartı gerçekleştiğinde sevgiyse eğer, o zaman, sevmek karşımızdakine mi yoksa kendimize mi sevgi duymamızdan kaynaklanıyor?  Asıl cevaplanması gereken soru bu olsa gerek. Gerçekten karşımızdaki insanı mı yoksa kendimizi ve egomuzu mu seviyoruz…

Dünyanın en çok okunan yazarlarından Paulo Coelho, 24 Ağustos 1947’de Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde dünyaya geldi ve en önemli eseri Simyacı ile başarılı oldu.

Simyacı, Brezilyalı eski şarkı sözü yazarı Paulo Coelho’nun, yayınlandığı 1988 yılından bu yana dünyayı birbirine katan, eleştirmenler tarafından bir ‘’fenomen’’ olarak değerlendirilen üçüncü romanı. Yüreğinde, çocukluğunu yitirmemiş olan okurlar için bir ‘’klasik’’ kimliği kazanan Simyacı’yı Saint-Exupery’nin Küçük Prens’i ve Richard Bach’ın Martı Jonathan Livingston’u ile karşılaştıranlar var (Publishers Weekly). Simyacı, İspanya’dan kalkıp Mısır Piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago’nun masalsı yaşamının felsefi öyküsü. Sanki bir ‘’nasihatnâme’’: ‘’Yazgına nasıl egemen olacaksın, mutluluğunu nasıl kuracaksın?’’ sorularına yanıt arayan bir hayat ve ahlak kılavuzu. Mistik bir peri masalına benzeyen romanın altı yılda, yedi milyondan fazla okur bulmasının gizi, kuşkusuz, onun bu kılavuzluk niteliğinden kaynaklanıyor. Simyacı’yı okumak, herkes daha uykudayken, güneşin doğuşunu seyretmek için şafak vakti uyanmaya benziyor.

İşte beni düşündüren bir alıntı:

“O hayatının aşkı ve sevgisi için sadece on dakika zaman harcadı ancak binlerce saat düşünceyle zaman geçirdi. ” der.

Bu kaynakta büyük bir aşka övgü dolu bir anlatı var:

Bir zamanlar her düşüncenin ve duygunun yaşadığı bir ada vardı: ZAMAN, KEDER ve AŞK VEYA SEVGİ dâhil ve diğer tüm duygular bu ada da kendilerine göre iyi yaşıyorlardı. Bir gün adanın su altında kalacağı açıklandı. Yakın zamanda adanın coğrafyada silineceği söylendi! Bütün duygular, kaçma yoluna girdiler ve adayı tek tek terk ettiler. Yalnızca SEVGİ – AŞK adada kaldı, çünkü adayı çok fazla seviyor ve onu bırakmak istemiyor, terk edecek olursa da en son anda terk etmek istiyordu. Ada kaybolmak üzereyken sevgi boğulmamak için yardım istedi.  Sevginin yanında muhteşem bir gemide ZENGİNLİK geçti ve SEVGİ – AŞK ZENGİNLİK ile konuştu.

“ZENGİN, beni gemine alabilir misin? diye seslendi!

ZENGİN: Bunu yapamam, gemimde altın ve gümüş çok fazlaca var ve sana benim gemimde yer yok “dedi.

AŞK – SEVGİ bu sefer GURURDAN yardım istedi:

AŞK – SEVGİ: “GURUR, Sana dua ediyorum, bana yardım et ve beni gemine al!” dedi.

GURUR: Sana yardım edemem AŞK – SEVGİ. Sen ıslaksın, güzel gemimin mükemmelliğini mahvedersin ve ne zaman hangi duygu silsilesine gireceğini kestiremeyeceğim için seni alamam” diye yanıtladı.

Sonra AŞK – SEVGİ, HÜZÜN (Keder de) yardım istedi:

AŞK – SEVGİ: “Hüzün – Keder, seninle gelebilir miyim?” diye sordu.

“Kederimi tek başına yaşamayı ve hüznümle yalnız olduğum için mutluyum. Seni gemime alamam, alamayacağım içinde üzgünüm” dedi.

Bundan sonra, yanından KAPRİS – KİBİRLİLİK geçti. AŞK – SEVGİ’yi dinlemedi bile. Cevap verme zahmetine bile girmedi. O kadar kibirdi ki cevap bile vermeden yanında uzaklaştı gemisiyle. Gemisine Sevgi’yi almadığı içinde çok mutluydu.

AŞK – SEVGİ tüm umudunu kaybetti ve ağlamaya başladı. Sonra bir ses ona seslendi:

“Gel hadi, seni alırım – o kadar da umutsuz değilsin hadi benim gemime gel” dedi.

Bunu seslendiren yaşlı, çok samimi bir insandı ve AŞK – SEVGİ buna çok sevindi ve o duyguya adını, kim olduğunu sormayı unuttu. SEVGİ kıyıya indi AKIL’a bilgeliğe sordu:

“AKIL – BİLGE hassas olan bu yaşlı adamın ve beni güvenli bir şekilde sahile getirenin kim olduğunu söyleyebilir misiniz?” diye sordu.

AKIL : “Zaman” dedi.

AŞK – SEVGİ : “ZAMAN? Peki neden ZAMAN bana yardımcı olur?”

AKIL – BİLGE, büyük bilgiye sahipti ve sevgi ye cevap verdi: “Çünkü AŞKIN – SEVGİNİN insanın hayatta ne kadar önemli olduğunu sadece ZAMAN anlayabilir ve kıymetini de zaman bilir”. Önemi değeri de ancak zamanla kayıp edenlerce anlaşılır, dedi.

Karşılıksız aşk üzüntü yaratır, ancak en acı olan şey birisini sevmek ve itiraf etmek için cesaret taşımamaktır.

Tanrı, bu muhteşem aşk armağanını minnetle kabul etmek için doğru kişiyle tanışmadan önce birkaç kişiyle buluşmamızı isteyebilir.

Hayatta en üzücü şeylerden biri sizin için her şeyi ifade eden birisini tanımaktır, ancak sonunda size uygun olmayan bir kişi olduğu ortaya çıkar ve bu yüzden onu bırakmanız gerekir.

Bir kapıyı mutluluğa kapattığında başka biri açılır, ancak bazen dikkatimizi yalnızca kapalı kapıda odaklıyoruz ve önümüzde açılan kapıyı görmüyoruz. Yaşam tek kapıdan sınırlı değil çünkü.

Kuşkusuz, mutluluk bir kimseyi kaybettiğinde değerlidir: aynı şey, bizi bekleyenlerin, gözümüzün önündeyken görülene kadar da geçerlidir.

Birine sevgi vermek, veya ona aşık olmanız, bunun karşılığında sizin de sevildiğiniz veya sevileceğiniz anlamına gelmez: bunu beklemeyin. Öte yandan, sevginin ötekinin kalbinde büyümesini beklersin. Aksi takdirde, kalbinizi sevmeyi yaşamanın mutluluğu olsun.

Duymak isteyeceğiniz, ancak seçtiğiniz kişiden hiç duymadığınız şeyler var: kalbinizin dibinden söyleyen ve onları seven kişiyi dinlemelisiniz. Yüreğiniz bazen size alay edebilir. Mantığınızdan ziyade içinizden gelen sese kulak verin.

Eğer siz sevgi ve aşkı gerçekten kazanmak istiyorsanız ona asla elveda demeyin.

Aşk ve sevgi için mücadeleye devam etmen gerektiğini düşünüyorsanız asla birini terk etmeyin.

Hayatınızda birinin gitmesine izin veremiyorsan, kimseye ve onu artık sevmediğini söyleme sakın.

Hayal kırıklığına ve ihanetine rağmen, güvensizliğine rağmen, her zaman sevdiği, aşka olan güvenini kazanmak için cesareti ve kendine olan güvencesi ve kendisine inandığımız değerlerin, güvenen kişiye aşk gelir.

Aşkın temeli, karşısında ki insanı olduğu gibi sevmektir, koşulsuz sevmektir, karşının istediği gibi şekillenip yaşadıkları gibi yaşamaktır. Gerçek aşk sevdiğini değiştirmeye çalışmaz ve kendisinin tek hoşlandığı duyguya sokmaz çünkü değiştirdiğimiz egomuzdur bu bizi mutlu etmez. Karşımızdakini değiştirmek amacında ki sözüm ona aşkın temeli, yalnızca kendi kişilikliğimizin öbür tarafına yansıtılan yansıması olacaktır. Bu durumda da sevdiğini sandığımız, aşık olduğumuzu düşündüğümüz, karşımızdaki değil aslında egomuzdur.

Hem seven hem sevilen biziz de, sevdiğimizi sandığımız kişi, kendimize duyduğumuz sevgiyi yansıtan bir ayna mı; sevdiğimizi kaybettiğimizde bizi ve sevgimizi yansıtan aynayı kaybettiğimiz için mi o kadar mutsuz oluyoruz? Bu aynada kaç kez gördük kendimizi. Düşünce uçuşlarında kaç kez yakaladık kendimizi. Seven biz ise gerçekten sevilmek istiyor muyuz? Bu istek ne kadar yapay değil mi?

Peki, ama eğer sevmek böyle bir şeyse, niye herhangi birini değil de özel olarak seçtiğimiz birini seviyoruz, niye ancak bir kişi bizim aynamız olabiliyor? Sevmek biri ile sınırlıysa eğer neden insanları ve doğayı aynı yoğunlukta sevdiğimizi iddia ediyoruz. Yoksa bu büyük bir yalan mı?

Sevmek, yalnızca sevgiden ibaret değil, daha karmaşık, daha anlaşılmaz, daha tehlikeli bir şey…. Sevmek doğayı anlamak kadar zor ve gizemli. Sevmek paylaşmaktan çok daha öteye giden bir şey… Üzerine yazılan kitaplar, destanlar, filimler, tiyatrolar, çalgılar, ağıtlar, türküler, intiharlar, mutsuzluklar, yaşatmak, ölmek ve öldürme eylemleri kadar kapsamlı karmaşık ve bir o kadar anlaşılmaz bir şey.

 Bir kadını sevdiğimizde “benim olsun” diyoruz.  Bir erkeği sevdiğimizde “benim olsun” diyoruz. Yoksa bizim sevmek diye algıladığımız sahiplenmek ve sadece benim olsun egosu olmasın?

Sevgi ve Aşkı görüntüde, dışsal faktörlerde aramayın, bu aldatıcı olabilirler.

Sevgi ve Aşk için karşımızdakinin maddi zenginlikleri ile değerlendirmemeli, zenginliği bakmayın. Maddi durum her an değişebilir ve karşıdaki tüm servetini batırabilir.

Gülümsemenizi sağlayacak birini arayın, çünkü sıkıcı bir günü aydınlatmak için tek bir gülümseme yeterlidir.

Bir insanda o kadar eksik olduğumuz anlar var ki, onu gerçeklerinden tüm güçleriyle kucaklamak için onu hayalimizden çıkarmak istiyoruz.

Umarım kendiniz için çok özel bir insan hayal edersiniz.

Düşlemek istediğiniz şeyi yapın, gitmek istediğiniz yere gidin, olmak istediğiniz kişiyi seçin, çünkü tek bir hayatınız ve yapmak istediğiniz her şeyi yapmak için bir fırsatınız olacak.

Umarım var ki, sizin için;  

  • Sevgi ve aşk, hayatınızı güzelleştirmek için yeterli memnuniyet nedenidir,
  • Bilgelikle öğrenmek için yeterli güçlükler,
  • İnsanlığın önemini anlamak için yeteri kadar kederi bilmeniz ve ondan uzak kalabilmelisiniz,
  • Mutluluk yaşamak için yeteri kadar umudunuz olur.

Unutmayan; mutlu insanlar her zaman her şeye sahip olanlar değildir, ancak yaşam yolunda bulabileceklerinin en iyilerini tutanlardır.

Mutluluk; ağlayanlara, acı çekenlere, arayanlara, kazanmak için her şeyi yapanları bekliyor; çünkü karşılaştıklarının değerini ve önemini ancak bunun önemini kavramış olan kişilerdir.

SEVGİ – AŞK gülümseyerek başlar, öpüşerek büyür ve gözyaşı ile ölür.

Geleceğin ihtişamı, geçmişi unutmak üzerine kuruludur. Geçmiş yenilgilerinizi ve kalbinizde taşıdığınız üzüntüyü unutana kadar şanslı olmayacaksınız.

Doğduğunuzda ağlardınız ve etrafınızdaki herkes size gülümserdi: Hayatınızın son gününde gülümsemek için yaşayın.

Evet sevgili…, söyleyecek çok önemli bir husus var: Sevgi ve Aşkı bekleme! Bulduğunda yaşa ve asla bırakma, kayıp etme düşüncesi içinde olma…

Bu arada sizleri sevgi ve dostlukla, sevgi dolu bir duyguyla kucaklıyorum. Herkese 2018’de aşk dolu, güzel ve mutlu yıllar diliyorum.

PROF. DR HÜSEYİN NAZLIKUL

Share:

Comments 1

Add Comment
  • Sevgiler sevgili Hüseyin Hocam..

Bir Cevap Yazın

Sizi Geri Arayalım
KAYDI TAMAMLA

Dilerseniz Sol Tarafta Bulunan Form Aracılığıyla Arama Kaydı Bırakabilir Ya Da Telefon Numaramızdan
Bize Ulaşabilirsiniz 

+90 (212) 219 19 12